İçerik Hazırlanıyor...
Evliliklerin Bitme Sebepleri

1. En belirgin sebeplerden biri aldatmadır. Fakat bu aldatma bazen bir işe aşırı bağımlılık ve bu sebeple eşini,evini ihmal şeklinde de kendini gösterebiliyor.

2. Evlilik ilişkisininde 3. Bir şahsın varlığı, eşler arasında ciddi bir güven sarsılmasına sebep olduğu için bu boşanmayla sonuçlanıyor.

3. Evlilik ihlallerinden biri olan aile içindeki şiddet de yine evliliği bitiren sebeplerdendir.

4. Eşin psikolojik hırpalanması, sürekli beğenilmeme ve aşağılanması, eşinde görünüş veya davranışlarında sürekli kusur bulmak ilişkiyi çıkmaza götüren sebeplerdendir.

5. Eşinde kusur bulmaya başlayan birinin iç dünyasında ve kendi sosyal yaşantısında birşeyleri ters gidiyordur, kendiyle barışık değildir. Belki işinde başarısızdır ve bu onu kahrediyor olabilir. Konu ne olursa olsun,bu durumda eşini aşağılayarak, kusur bularak sıkıntısını dışarı yansıtıyordur.

6. Aileler arasındaki sürtüşmeler ve çiftlerin kendi ailelerinin hatalı davranışlarına rağmen olayı şahsi algılayıp çözüm odaklı değil, sadece eşine karşı savunma amaçlı kendi ailelerine taraf olmalarıdır.

7. Ekonomik sıkıntıların getirisi olarak eşlerin psikolojik hırpalanmaları gerçekleşir. Ekonomik sıkıntılar değil ama onun getirdiği stres ve bunalım eşlerin birbirlerine tahammüllerini, huzursuzluk ve sürtüşmelerini arttırır.

8. Aile veya arkadaş çevresine eşlerin aile içi sorunlarının anlatılması, eşlerin birbirlerini kötüler ve şikayet eder şekilde kişiliklerini incitici davranışlarda bulunması da ilişkiyi ciddi zedeleyen unsurlardandır.

9. Cinsel sorunların örtülmesi, ayıplar ve yanlış anlaşılma korkusuyla cinsel sıkıntıları konuşamamak da ilişkide yaralar açar. Cinsel işlev bozukluklarının evlilik içinde dönem dönem olması normaldir. fakat bunun eş şahsında ona ait bir kusur ve eksiklik gibi algılanması ilişkiyi zorlar.

10. Karşılıklı para kazanımı ve bunun yönetimi ile ilgili sürtüşmeler de evlilik ilişkisini baltalayan konulardandır.

Konu her ne olursa olsun kadın veya erkek birbiriyle konuşamadığında ve sorunlarıyla yüzleşilmediğinde zamanla kızgınlıklar birikir ve sonrasında ilişkide onarılmaz sonuçlara ve boşanmalara sebep verir.

www.aysegul-keskin.com 

Detaylar
Sepete Ekle
10 maddede Evlilikten Beklenenler

Aile olmak ihtiyacı her iki cins için de temel bir ihtiyaçtır. İster biyolojik üreme ve neslin devamı niyetiyle olsun, ister bir aşk sebebiyle olsun evlilik bireylerin her zaman genetik kodlanmış bir bütünleşme arzusunun getirisidir.

1. Sevgi ve kabul erkek ve kadının öncelikli temel ihtiyacı, beklentisidir.

2. Bir kadın için eşiyle birlikteliğinde sözsel ve tensel okşanmak çok önemlidir.

3. Kadınlar çoğu kez çok konuştukları için eşleriyle diyaloglarında iyi bir dinleyici olamıyorlar. Bu sebeple çok konuşmanın karşı tarafla anlaşılmayla doğru orantılı olduğu algısındalar..bu da sıkıntılara çözümden çok soruna sebep verebiliyor.

4. Erkekler de suskun oldukları için ev içi diyalogda aktif ve düzenleyici olamıyorlar. Duruma göre suskunluk sebebi ne yapacağını bilmemek veya tartışmanın büyümesini de engellemek niyeti olabiliyor,fakat bu da çözüm getirmeyebiliyor.

5. Evlilikte diyalog veya iletişim denilen şey sevgi, iyi niyet ve dinleyebilmek aynı zamanda kendini de ifade edebilmekle başlar.

6. Şu bir gerçek ki; günümüzde hala kadınlar baba evinden daha özgür bir ortama sahip olmak için evleniyorlar. Bunun evlilik öncesinde sağlanması, ayrı bir eve çıkılmasa bile bireyin kendi hayat düzeninde kendisinin karar verebilen konuma geçmesi keşke olabilse..

7. Kadınlar evliliklerinde hem ekonomik hem de psikolojik güvence arıyorlar. Ayrıca eleştiri olmaksızın kabul edilmek sahiplenilmek kadın için gerçekten önemli..

8. Aynı şekilde eleştiri olmaksızın önemsenmek ve takdir edilmek erkeğin dünyasında da ön sıralarda..

9. Düzen bir erkek için çok önemlidir. O düzeni yürütememiş olmak da erkeğe ters düşüyor, çünkü erkek için bu başarısızlık anlamı taşıyor.

10.Aslında erkeğin beklentisi de aynı kadında olduğu gibi huzurlu bir ortam, eş tarafından anlaşılmak, iletişim ve kabuldür. Dış dünyanın tüm stresinden geldiğinde evinde erkek kendini kabul edilmiş ve önemsenmiş hissetme arayışındadır.

Eşlerin birbirlerinin farklılıklarını ve benzerliklerini bilerek öncelikle duygusal ihtiyaç doyumlarını sağlamaları o ilişkiyi yürütülebilir ve kaliteli yapacaktır.

www.aysegul-keskin.com

Detaylar
Sepete Ekle
Çocuğun Eşlerin İlişkisine Getirisi

Evlilik bir evi paylaşmaktan çok öteye bir şey…

Aile olmak dediğimiz şey öyle geniş kapsamlı ki; sadece iki kişinin hoşlanmasıyla neticelenen bir birliktelik değildir.

Aile olmak içinde özel duyguları, arzuları, korkuları, ümitleri, farklılıkları, yenilikleri, yenilenmeyi ve çoğalmayı barındırır. Evlilikle birlikte birey eş rolüne alışmaya başlar.

Kişilere göre değişen bu eş olma sürecinde evlilikle birlikte bireyin hayatına giren yenilikler, bazen yabancı olamaya uzun süre devam edebilir. Özellikle ilk 1 yıl, çiftin yeni düzenine alışmasında önemli zaman dilimidir. Birey evlilikle birlikte bir anda statü değiştirip hem eş, hem akraba, hem de gelin-damat, hem de karı-koca oluvermiş, beraberinde sosyal ortam ve geleneksel sebeplerle birçok beklentilere de maruz kalmıştır.

Yeni evlilik denilen 1 yıllık adaptasyon döneminde çiftlerin kendi kurallarını oturtma ve yönetim mücadelesi baş gösterir. Aile olma heves ve çabası çiftleri bazen yanlış kararlar almaya ve davranmayada sevk edebilir.

Sağlıklı insan tanımı , günlük hayatta ihtimal her türlü yaşanması olası sorun, stres ve görevlerin üstesinden gelebilme, yoluna koyabilme becerisiyle alakalıdır.

Birey kendi günlük işlevlerini, sorunlarla baş etme kabiliyetini kazanmış haliyle evlilik gerçekleştirdiğinde eş olma görevlerini de daha kolay kabullenir. Çünkü eş olmak, kendi sorumluluklarının yanında partnerinin de sorumluluklarını üstlenmek ve ortak olmak anlamındadır.

Evlilikle birlikte aile olma kavramı, çiftin çocuk sahibi olma ile isteği doğru orantılıdır. Çiftin aile olmasına destek anlamını taşıyan çocuk sahibi olmak, acaba günümüzde çifti birleştirici mi, yoksa ayrıştırıcı özelliğe mi sahiptir?

Hamilelikle birlikte annenin zor dönemleri başlar. Bazı anne adayları hamilelik dönemi daha ağır geçirir. Hamileliğin ilerleyen dönemlerinde ise günlük rutin işler bile yapılamaz olur. Kadında hormonal dengenin değişkenliği ile duygusal hassasiyetler, iniş çıkışlar en üst seviyelere ulaşır.

Hamilelikle birlikte vücutta oluşan bedensel şekil değişiklikleri, kilo alma vs. gibi süreçler, estetik kaygısı yüksek olan anne adaylarını olumsuz etkileyerek kaygılarını arttırabilir. Ayrıca annenin bebeğiyle duygusal bağı, hamileliğe istekli olası vesahiplenmesi gerekir. Yine hamilikle başlayan annenin ruhsal ve bedensel değişim süreci her alanda olduğu gibi eşlerin cinsel hayatını da etkiler. Annenin öncelik ve rahatlığının önemli olduğu bu süreçte erkeğin beklentileri ise çoğu kez anlayışsızlık olarak tepkilere sebeptir.

Bebeğin doğumu ile başlayan ve lohusalık denilen özel süreç annenin yorgun, değişen bedenin toparlanması için fiziksel ve ruhsal desteğe ihtiyaç duyduğu zamandır. Babanın anneye desteği, sorumlulukların beraberce paylaşımı, sahiplenme ve iyi niyet göstergesi olarak evin erkeğindenistenilen, beklenilen, olması gereken davranışlardır.

Bebeğin uzun vaddede anneye bağımlı olması ve sık emzirme mecburiyeti annenin kaliteli uyku almasına engeldir. Uyku kalitesinin düşmesi, günlük iş temposu anneyi gerginleştirir ve doğumla başlayan bu yeni dönem eşleri zincirleme her yönden etkilemeye başlar. Ev işleri, sosyal yaşam, iş yaşamı, yemek ve uyku düzeni, cinsel hayat sekteye uğrar.

Doğum sonrası doğal olarak her plan ve program bebeğe göre yapılır. Bebeğin gece bakımının kolay olması amacıyla annenin bebekle yatması sonucu eşlerin yatakları ayırması, bir süre sonra çiftin birbirinden uzaklaşması tehlikesini de beraberinde getirir. Annenin doğum sonrası bebekle olan kuvvetli bağı ve bebeğine adanmışlık hali, farkında olmadan anneyi eş olmaktan uzaklaştırabilir. Anne olan kadın, bu devrede eş olduğunu unutabilir. İşte bu durumda kendini bebeğine adamış bir annenin eşi olmak, çoğu erkeğe de zordur. İlgi ve yakınlıkbeklentisini ifade ettiğinde ayıplanan çiçeği burnunda baba, kendi içinde kopukluk,yanlızlık ve sorunlar yaşayabilir. Bu da eşlerin ilişkisi için tehlikeli bir durumdur.

Eğer evliliğin ilk aylarında çiftin eş olma süreci rayına oturmamışsa, birbirleriyle olan farklılıkları uyumla harmanlayamamışlarsa bu dönemde eşler arası hayal kırıklıkları ve sürtüşmeler daha da artar.

Doğumla birlikte mümkünse ilk 6 ayda anneye (baba dışında) bir aile büyüğünün düzenli yardım ve desteği olmalıdır ki anne, doğum öncesi sosyal ve aile hayatına aynen devam ederek bebeğiyle olan yeni düzenine adapte olabilsin.

Evlenmek en kolay işlerdendir. Tabiri caizse bir imzalık iştir. Fakat aile olmak gerçekten ciddi çaba ve fedakarlık ister. Birey olmadan eş, eş olmadan da anne-baba olanların sağlıklı evlilik götürmeleri, sorumluluk ve sorunlarla baş etmeleri, aile olmaları en zorlandıkları konulardır.

www.aysegul-keskin.com

Detaylar
Sepete Ekle
Evlilik ve Cinsel Sorunlar

Evlilik akdiyle birlikte çiftin aynı evde yaşamaya başlaması birçok farklılık ve yenilikleri beraberinde getirir. Çiftler evlilikle birlikte, evlilik öncesindeki tüm eşyalarını nasıl yeni evlerine taşıyorsa, tüm alışkanlık ve kültürlerini de beraber o eve taşırlar.

İki farklı ailede yetişmiş insanların eş olabilme süreleri yine onların birbirlerine uyum şekillerine göre değişir. Bireyin uyum konusunda edindiği şahsi tecrübesi, evlilikte ikili ilişkiye de yansır.

Eş olabilmek bir süreç ister. Ve bu sürecin içinde birbirini tanımak, yeni bir düzene alışmak, benzerlikleri keşfetmek, farklılıkları kabullenmek de vardır.

Eşler arasında uyumlu ve uyumsuz kısımlar zamanla ortaya çıkar. Eğer eşler birbirlerini anlayamazsa günlük sürtüşmelerden cinsel yaşamlarına kadar çifti negatif etkileyecek bir diyalog döngüsüne girebilirler.

Yoğun stres bütün vücudun dengesini bozabilecek güçte bir enerjidir. Bu durumda eşler arasında anlaşmazlık sebebiyle varolan kopukluk, iletişimsizlik ve güven sorunu cinsel hayata da bir şekilde taşınır. Cinsellik karşılıklı haz odaklı olması gereken bir paylaşımdır. Bunu hesaplaşmaya veya cezalandırmaya döndürmek çok sakıncalıdır.

Erken boşalma ve orgazm sorunları, özellikle sürtüşmeli evliliklerde görülen sıkıntılar arasındadır. Estetik kaygılar, doğum,güvene bağlı duygu ve performans anksiyetesi bu tür sıkıntıları bir anda tetikler.

Çoğu kadının orgazm rolü yaparak eşiyle cinsellikten kurtulmaya çalıştığı birliktelik aslında kadının önce kendine verdiği ciddi bir zarardır. Çünkü kadının orgazm olamaması psikolojik huzursuzluk ve gerginliği, cinsel isteksizliği beraberinde getirecek ve eşler arasında cinselliği de eziyete dönüştürecektir.

Cinsel sorunlarda erkeklerde görülen erken boşalma, yine orgazm sorunlarının sebepleri arasında yer alır. İlginçtir ki, çoğu kadın eşinde erken boşalma ve de kendinde orgazm sorununun olduğundan habersizdir. Evlilikte yaşanan cinsel sıkıntıların sadece günlük sürtüşmeye bağlı bir soğukluk, uzaklık olarak değerlendirmelere çok rastlanır.

Erken boşalma veya orgazm sorunlarında eşlerin bunları konuşabilmesi gerekir. Geleneksel yargılar, ayıplar, yanlış bilgi ve algılar sebebiyle eşler arasında konuşulamayan cinsellik sorunları bir süre sonra birbirinden uzaklaşmaya da sebeptir. Şahsi savunma veya suçlamaların anlamsız olduğunu çiftlerin bilmesi, bir uzmana gidip cinsel şikayet ve sorunlarını dillendirip beraberce bunu aşmaları gerekir.

Erken boşalma, vajinismus, orgazm olamama gibi birçok cinsel işlev bozuklukları artık günümüzde çözümü kolay cinsel sorunlardır. Cinsel işlev bozukluklarında kişide kendini kontrol etmek ve kontrolde tutmak istedikçe ters tepen bir vücut dengesi oluşacağından, bu safhada bir uzman danışmanlığı şarttır.

Evlilikte yaşanabilecek cinsel sorunların normal olduğunu bilip çiftlerin birbirine destek olması, uzmana başvurmaları evlilik ve cinsellik kalitesi için önemlidir. Sorunları erteleyerek veya üstünü örterek, görmezden gelerek geçen zaman, eşlerin kendilerine yaptığı en büyük kötülüktür. Ayrıca ilişkilerine yerleştirdikleri dinamitlerdir.

www.aysegul-keskin.com

Detaylar
Sepete Ekle
Evlilikte 10 Altın Kural

Mutlu ve sorunsuz bir evlilik, bu kuruma adımını atmış çiftler için en önemli tercihtir. Ancak ister evlilik olsun ister beraberlik, başarılı bir ilişki göründüğü kadar kolay değildir. Karmaşık bir yapıya ve hassas dengelere dayalı olan kadın-erkek ilişkisinin başarısıysa, uzmanların tavsiye ettiği bir takım basit ama önemli kurallara uymakla mümkün.

İnsan doğuştan yarım ve yalnızdır. Evlilik aslında kişinin kayıp olan yarısını bulma arayışıdır. Evlilik tamamlanmak, bütünleşmek ve bütünlenmek demektir. Evlilik kurumunu kişilerin kendini güvende hissetmek amacıyla oluşturduğu bir olgudur. Bu kurumun amacı bütünleşme arzusudur. Çünkü insanoğlu annesi ile bir bütün olarak ana rahminde gelişir. Bu bütünlük duygusu anneyle bir olma isteğidir. Anne rahminde kişi kendini güvende ve cenneteymiş gibi hisseder. Fakat annenin rahminden çıktığında insan o duyguya yeniden kavuşmak ister. İşte sağlıklı ve mutlu bir evlilik, bu bütünlük duygusunu verdiği için kişiye güveni hissettirir. Ama güven yoksa bu takdirde hırçın ve çaresiz hissettirir. Bu yüzden evlilikler çoğu zaman insanı ya hırçın ve çaresiz ya da huzurlu ve mutlu kılar.

Peki evlilik nasıl çatışmaya dönüşüyor?

Bir insanı iki olgu rahatsız eder. Biri kendi iç sesidir. Diğeriyse başkalarının onun hakkında söyledikleridir. Bunu evliliklere de uyarlayabiliriz. Evliliklerde de kişiler eşleri hakkında iç seslerine ve eşlerinin kendilerine sarf ettiği sözlere ve yaptıklarına kafalarını çok takarlar. Bununla birlikte hem kendilerini hem de eşlerini suçlamaya başlarlar. Bir insanı mutlu eden de iki olgu vardır: Anlatmak ve anlaşılabilmek… Eğer evlilikte çatışma başlamışsa karı-koca ne dertlerini birbirlerine anlatabilirler ne de anlaşıldıklarını düşünebilirler. Bu nedenle kendilerini güvende hissetmezler. Demek ki iç seslere kulak vermek ya da düşüncelerinizi içinize hapsetmek yerine anlatabilmek ve de doğru bir şekilde anlaşılabilmek çok önemli.

Evliliğin yolunda gitmemesinin en önemli nedenleri; birbirini suçlayıcı tavır alma, küçümseme, saygısızlık, sürekli kendini savunma, iletişimsizlik ve saldırganlıktır.

Peki mutlu bir evliliğin kuralları nedir?

1- Bir hesap açtığınızı düşünün. Bu hesaba ne kadar mutlu,huzurlu an yatırırsanız ilişkiniz de o kadar mutlu,kaliteli ve uzun ömürlü olur. Amacınız hesabınızı sakinlik ve mutlulukla doldurmak olmalı.

2- Birbirinize olan ilgisizliğinizin sebebini güncelleyin. Kıskançlıklar, hep bir arada olma, ilginin çocuklara kayması, maddi sorunlar, evlilik sorumluluklarının ağır gelmesi ve gerçekçi olmayan beklentiler çiftin birbirlerine olan ilgisini azaltabilir,ilişkiyi hırpalayabilir.

3- Bir halka hayal edin.O halkaya koşulsuz sevme, anlayış, hoşgörü, arkadaş olabilme, samimiyet, şefkat, emek, sabır ve fedakarlık anahtarlarını takın.O halkayatakılan tüm bu özelliklermutlu ve uyumluevliliğin kapılarını açacaktır.

4- Evlenmeden önce yaptıklarınızı tekrarlayın. Çiftler her nedense evlenince, toplumun onlara yüklediği roller doğrultusunda evlilik sürecine sevgililiği ve heyacanı birbirlerine yakıştıramazlar. Böylece kısa süre önce evlilik öncesi,nişanlılık döneminde yaşadıkları güzel paylaşımları evliliklerine taşıyamazlar. Hatta flörtü evliliğin doğal süreci olarak görmeme eğilimi hâkim olur. Oysaki insanları değiştiren evlilik değil evliliğe bakış şekilleridir. Evlilikle birlikte evlilik öncesi duygusal yakınlık ve samimi yaptıkları davranışlardan uzak duran çiftler zaman içerisinde hayatın onlara sunduğu monotonluğu yaşar ve sevgilerini, paylaşımlarını sorgulamaya başlarlar. Halbuki nişanlılık döneminde yapılan küçük paylaşımların devam etmesi ilişkiyi ateşler. Kişilerin kendilerini daha iyi hissetmesi ve tutkularının devam ettiğini görmek kişileri birbirine bağlar. Eski tutku ve sevgilerinin devam ettiğini görmek ayrıca yeni paylaşımların artmasına da neden olur.

5- Eşinizin bir konu hakkındaki kendi düşüncelerine,onun hayallerine değer verin. Katılmasanız dahi onun ortaya koyduğu fikirlere saygı duyun ve sonuna kadar dinleyin.

6- Evliliğinizi monotonluktan kurtarmak için yenilikler oluşturun. Kaliteli zaman geçirmek için imkanlar üretin. Eşinizebeklenmedik küçük sürprizlerle hoş yatırımlaryapın. Özel bir gün olmasa dahi ona küçük bir hediye alın. Birlikte vakit geçirmek için fırsat çıkarın. Ortak zevklerinize ortak paylaşımlarla süsleyin.

7- İlgi çekmek için ilişkinize süprizlerle veya hediyelerle gizem katın.

8- Narsisistik,kendinizin övgü almaihtiyaçlarınızı karşılıklı olarak karşılayın. Kendinizi de,eşinizi de sevin ve beğenin.

9- Eşinizin güzel özelliklerinifark edin. Onun saçını boyadığını, zayıfladığını, sizin için yaptığı küçücük de olsa özel bir şeyi görün ve takdir edin.

10- Öfkelendiğinizde asla şiddete ve hakaret içeren sözlere başvurmayın. Mola,gerginliğe sebep olan sorunlara araverin, ortamı terk edin, duş alın veya uyumaya çalışın. Müzik dinleyin. Kavganızın dozajının yükseldiği anda nefes alıp vererek bilinçli gevşeyin. Çatışmalarınızı yıkıcı olarak değil yapıcı olarak ele alın. Kişisel eleştiri değil eşinize davranışsal eleştiri yapın. Kendinizi onun yerine koyun ve empati yapın.

www.aysegul-keskin.com

Detaylar
Sepete Ekle
Evlilikte İletişimsizliğe Son

Acımasızca yapılan eleştiriler veya karşılıklı suçlamalar şüphesiz ilişkileri yiyip bitiren olgular. Bu tip iletişimsizlik durumlarını çözmenin aslında basit kuralları var.

Çiftler cinsel problemlerini veya ilişkilerindeki çatışmalarını çözmek için cinsel terapistlere ve evlilik terapistlerine başvuruyor. Terapistlerin danışanlarında en çok zorlandığı alan sorunlu ilişkideki iletişimi sağlıklı hale getirmektir. Bozuk iletişim, problemlerin başlangıcında ve sürdürülmesinde önemli bir yer tutar ve bu durum terapiyi de zorlaştırır. Terapistler iletişim sorunlarına odaklanmadığında ve bu sorunların çözümlenmediği durumlarda diğer tekniklerin uygulanması da sekteye uğrar. Bu nedenle iletişim, gerek cinsel terapide, gerekse evlilik terapisinde vazgeçilmez bir konudur. İletişimsizliği ortadan kaldırıcı mucizevi tekniklerin uygulanmasıyla çiftlerin iletişim sorunlarının çözümü için uygun bir zemin yaratılabilir. Bu teknikleri hem kamuoyuna hem de bu alanda çalışan profesyonellere tavsiye ediyorum.

Çiftler birbirleri hakkından olumsuz bir değerlendirmede bulunduklarında, birbirlerini suçladıklarında veya eleştirdiklerinde, biz "korku çemberini kırmak" diye tanımladığımız teknikleri öneriyoruz:

AÇIKÇA TALEP EDİN

Her suçlamanın, eleştirinin ve olumsuz değerlendirmenin ardında gizli bir TEMENNİ yatar. Bu temenniyi kişinin keşfedip partnerinden talep etmesi gerekli. “Sen beni sevmiyorsun, benimle ilgilenmiyorsun” diyen kişinin gizli temennisi aslında “Beni sev, benimle ilgilen” şeklindedir. Ancak bunu söylemek yerine suçlamak belki daha kolay geliyor. Çünkü çoğu çift daha önce bu temennileri ifade etmiş ve reddedilmiş oluyor veya reddedilmekten çok korkuyor, herkesin kendisini sevmesi ve ilgilenmesi gerektiğine inanıyor. Bu yüzden bilinçdışlarında istemden bir "korku çemberi" oluşturuyorlar. Oysa kişi korku çemberini kırarak karşısındakini suçlamayı bir kenara bırakmalı ve bu temennisini koşulsuzca ve karşılık beklemeden partnerine açık açık ifade etmeli. Bunu istemeli ve net bir dille talep etmeli. Eğer talep karşılık görürse ve partneri ona istediğini verirse, bunu bir armağan gibi kabul etmeli ve teşekkür etmeli. Ama partneri bu talebi yerine getirmiyorsa da kişi bu durumu asla şahsileştirmemeli. Kimliğine, kişiliğine bir hakaret gibi görmemeli ve ne olursa olsun partnerinin bir seçimi olarak buna olgunca saygı göstermeli.

ÖNCE KENDİNİZİ DÜZELTİN

Birisinde görülen her olumsuzluk, negatiflik, eleştiri veya suçlama, aslında tüm bunları yapan kişide de vardır. Kişi kendinde olmayanı başkasında görmez. Kendisinin yapmadığını bir başkasına suçlama olarak söylemez. Yani bu tür kavgalarda söylenen suçlamaların hepsi aslında bizim kendi kusurlarımızı görmemiz için bilinçdışımızın bize sunmuş olduğu bir formüldür. Biz birine “Çok dağınıksın” dediğimizde aslında bu ifade, onu kullanan kişinin de bir şekilde hayatında dağınık olduğu bir yerin olduğunu gösterir. Kadınlar genelde bu sözü eşlerine çok söylerler. Böyle olunca aslında kadın kendi dağınıklığını görmek yerine kocasında kendi kusurunu görmüştür. Tıpkı Mevlana’nın sözündeki gibi, "Karşındakinde gördüğün suç, sendeki suçun cinsindendir. Önce o huyu kendi tabiatından atman gerek. Sendeki çirkin huy, sana onda göründü.” Kişi içindeki kabul edemediği ya da aşamadığı bazı kusurları başkalarında çok kolay fark eder. Yani Mevlana, "karşınızdakini suçlamak ve değiştirmektense işe önce kendinizden başlayın ve kendinizi düzeltin." diyor. Önce insanlar kendindeki kusur ve hataları görmeye çalışmalıdır. Kişinin kendisi de aynı kusuru işlerken başkasını o kusurdan men etmesi çok faydalı olmayacaktır. Zaten kendisindeki kusurları görmekle uğraşan bir insan, başkasında kusur aramaya fırsat bulamayacaktır. Böylece kişi kendi kusurunu keşfedip, kendini değiştirdiğinde, ilişkisi ve sonra partneri de bundan olumlu etkilenecek ve her şey değişecektir. Yani kişinin içindeki çözümleme, mutlaka karşı tarafta da aynı etkiyi gösterecektir. Kendi kusurlarını görmek, kendini ayıplamak, o ayıbın merhemi ve ilâcıdır. Çünkü gözler, partnerlerdeki kusuru görmek için değil, güzellikleri ortaya çıkarmak için vardır, görülen güzellikler, aslında kişinin kendi gönül güzelliğinin yansımasıdır. Değişim herkesi korkutur, çünkü kimlik ve kişiliğin değişimin zor olduğunu herkes bilir, bizim burada değiştirmeyi önerdiğimiz davranışlardır. Davranışlar iradeyle uyumlu bir şekilde değiştirildiğinde, düşünce ve duygularda zamanla bu değişen yeni davranışlarla uyumlu hale gelecektir.

Özünde kolay olan bu 2 kuralı kendinde uygulamayı başaran çiftler, olumlu değişimi ve dönüşümü gerçekleştirirler.

www.aysegul-keskin.com

Detaylar
Sepete Ekle
Yanardağ Gibi Kadınlar

Bazı kadınlar yanardağ gibidir. Yüksek tepesinde içi kaynarken sessiz sessiz her doğa olayını, yazları kışları yaşar. Uzun süre de patlamazlar. Herkes o yanardağın bir gün patlayacağını çok iyi bildiği halde, yine de etrafındakiler hiç patlamayacak gibi rahatlıkla yaşamlarını sürdürür ve evlerini, geleceklerini, yerleşimlerini oralarda yaparlar.

En verimli topraklar, en bereketli tarım alanları o yanardağların eteklerinde oluşur. Herkes yanardağın etrafındaki o doğal, kalitesi yüksek toprak verimliğinden istifade etmek için orada yatırımını yapar, yerleşimi tercih eder. Fakat yanardağ patlamaya başladığı andan itibaren etrafında en yakından en uzağına kadar aleviyle her yeri kaplar, yakıp kavurur. Lavlar o kadar kuvvetli bir ateş halindedir ki, denize dökülen o lavlar en derin sularda bile yanmaya devam eder.

Aslında yanardağ patlamadan önce kendine has sarsıntısı, gürültüsü ve dumanları ile işaretler verir. İlk belirtilerden durumu anlayanlar erkenden o bölgeyi terk ederler. Çünkü beklenen gün gelmiştir. Bir süre sonra o alışılmış sessizlik, tam tersine lavlar saçan, her yeri cehennem ateşine döndüren, kontrolde tutulamaz, can alan, yıkan ve korkutan bir hale dönüşür. Israrla yanardağ yakınlarında hayatını idame ettirenler, artık canlarını kurtarmak için kaçışmaya başlar. Nasıl ki, bir yanardağın patlamaya başlaması uzun zaman alırsa, içinde birikmiş o alevleri içinden atıp püskürtmesi, sönmesi de yine zaman alır.

İşte bazı kadınlar böyle yanardağ gibidir…

www.aysegul-keskin.com

Detaylar
Sepete Ekle
Başarıya Her Yol Gider Mi ?
Başarılı olmak mı önemlidir, karakterli olmak mi? İkisi bir arada yol almak mümkün mü?

Başarı denilen şey kişinin kapasite ve kabiliyet ölçüsünde sonuca ulaşılan yargıdır ve bazan kişiye ve duruma göre değişir: Çalışıp bir ev sahibi olmak kimine göre başarı, kimine göre başarı olmayabilir. Bir başkası için eğitimdeki kazanımlar başarı sayılabilir.

Karakterli olmak ise, hayat içinde aile ile başlayıp sosyal hayata akseden düşünce ve davranış, değerler bütünüdür. Kişiye göre değişmez. Ana kurallar bellidir: Yalan söylemek veya haketmediğine el koymak, zarar vermek her zaman için doğru değildir.

Kapasitesi olan her birey başarılı olabilir. Fakat Kişilerin kapasitesinin üstünde beklentisi başladığı andan itibaren karakterde ödün de başlar. Kişi olduğundan,normalden farklı görünerek bozulmayı başlatır. Hangi iş ve meslek sahibi olunursa olunsun denge her zaman önemlidir. Karakteri de, başarıyı da denge oluşturur.

Büyük başarılar da, büyük başarısızlıklar da normalden kaydığı ve iki uç olduğu için karakterde dejenerasyona sebep olur. Maalesef başarısız diye kendilerini sınıflandıranlarda karakter tavizleri daha çok görülmektedir. Özgüven eksikliğiyle birlikte kontrolsüz hırs ve arzular, insanın başına dert açar. Kendini ispat derdine düşmek bunların başında gelir. Ölçü-hedef; kendi sorumluluklarını yerine getirmek ve iç huzur yerine, bir başkasının yanındaki duruşu, durumu ve yorumu olunca olması gerekenler, olmaması gerekenlere dönüşmeye başlar.

Karakteri ayakta ve dinç tutmak için görevi tam yerine getirmek yeterlidir. Kolay elde etmek uğruna yapılan her çalışma terse dönmeye, yalan olmaya yeminlidir. İnsanoğlu doğarken bile emek eder, aynı şekilde ölürken de emek eder..Kainatın sistemi denge ve adalet üzerinedir. Bu düzeni oyuna getireceğini düşünenler veya unutanlar, yanıldığını anladığında belki düşüşün can acısıyla inleyip kıvranıyordur.

İşine hakim kişiler tavize ihtiyaç hissetmezler başarı özgüven gerektirir. Özgüven denilen şey, zaten kişinin kendine inanmasıdır. Kendi kapasite ve donanımına inanan için de her yolda adım atmak kolay ve riski azdır. Bu tür insanlar özeleştiri, tesbit ve öz yatırım konusunda da başarılı olurlar. Beraberinde eksik görülen yanları varsa, ona da yatırım yapıp eylem alanını büyütmek; madde ve manada rahat yürümek adına enerji-cesaret yüklenirler.

Başarıya giden yolda ruhsal bakımı sağlamak, yıpranmamak için dikkat edilmesi gerekenler aslında herkesçe bilinen ana konulardır ve kısaca şunlardır:

- Çıkarcı ve menfaat peşinde ilişkiler kurmamak,

- Zor durumda olana yardım etmekten vazgeçmemek,

- Bizlere emeği geçmiş eski-yeni doslukları unutmamak ve vefalı olmak,

- Olaylar karşısında adaletli ve dürüst davranmaya dikkat etmek,

- Kibirden ve insanları küçümsemekten uzak durmak...

Başarmak için kendimizden, kimliğimizden ve karakterimizden vazgeçmek zorunda değiliz.

Tarihte, geçmişte veya çevremizde başarılı olanlara baktığımızda çoğunun hedeflerine giden yolda yalnız mücadele verenler ve büyük zorluklar çekenler olduklarını, aynı zamanda da gayret ve değerlerinden vazgeçmeyen, pes etmeyenler olduğunu görüyoruz.

Hayat içinde koşullara göre dış giysilerimiz değişse bile kıyafeti giyen, içinde olan yine biziz. Değişen kıyafete aldanmamak lazım..maksat insan olma ölçüsüne uygun giyinmektir.

www.aysegul-keskin.com

Detaylar
Sepete Ekle