X
  • Evlilik Dışı İlişki

    Evlilik, eşlerin birbirini seveceği, sadık kalacağının vaadi ve akdidir.

    Evlilik dışı ilişki diye ifade edilen şey bu nikah akdinin, o sözün bozulduğu üçüncü bir kişinin devreye girmesidir. Yalnız şunu belirtmek isterim, sadakatsizlikle aldatma iç içe olmakla birlikte farklıdır.

    Sadakatsizlikte bir üçgen vardır. Üçüncü kişinin devreye girip eyleme dönmüş hali sadakatsizliktir. Aldatma ise, sadakatsizliği inkarla o durumu devam ettirmektir. Burada kasıtlı ve bilinçli bir eylem vardır. Ve bu, gerçekten kişisel ve ahlaki alt yapısı olan bir sorundur. Aldatmanın içinde kasten sadakatsizlik, yalan ve sahtekarlık vardır.

    İnsan yaradılışı itibariyle tek eşliliğe uygundur. Ancak bazı kültürler çok eşliliği onaylayabiliyor. Bazı yaşanan olaylar yine toplumsal yapı olarak mal edilmemeli, normalleştirmek için bu tür durumlar kullanılmamalıdır. Kişiye ve olaya bağlı farklılıklar olabilir. Bunlar genel kabul edilemez.

    2-4 yaş aralığında aidiyet duygusu gelişmeye başlar. Çocuklar her şey benim demeye başlar ve gittiği yerden oynadığı oyuncağa kadar sahiplik iddasında bulunur. Bunun adı aidiyet duygusudur ve ilk o dönemde oluşmaya başlar.

    ABD bir dönem serbest eşlilik uygulamaları da çıkmıştır. Yani eşler evli iken başka ilişkiler yaşama özgürlüğü koyulmuştur. Bu özgürlüğün ilişkiye iyi gelme düşüncesiyle yapılan bir çalışmadır ve sonuç doğal olarak olumsuzdur. Evlilik ilişkisini karşılıklı serbest bırakmak aidiyet duygusuna terstir. Çünkü insanlar benim evim, benim arabam, benim eşim, benim çocuğum der. İşte bu psikolojik ihtiyaçtır. Kayınvalide-kayınpeder kavgaları da aidiyet duygusundan çıkar.

    Bir erkek çok eşli olma isteğine yatkındır, içsel olumlu da bakabilir. Ancak bir erkeğin gerçek gücü, bedenen değil, iradesi ile ilgilidir. Çok eşlilik erkeğin aklına gelse de, önemli olan bunu davranışa döküp dökmemektir. İnsan ile hayvanı ayıran en temel özellik sadakat ve iradedir. Her istediğini yapma isteği hayvanlara aittir. Frontal korteks, yani ön beyin sadece insanda vardır ve bu alan kişinin mantık ve iradesiyle ilgili bölümdür.

    Aldatma fizyolojik ve psikolojik şeklinde ikiye ayrılır. Fizyolojik kısım hayvani olan dürtüdür. Psikolojik alan ise, bir erkek ve bir kadın birbirine hissettiği güçlü hormonel altyapısı da olan özel bir duygudur. Cinselliğin de sınırları ile birlikte duygu boyutu vardır. Bazı ilişkilerde ve bazı durumda bu ortaya çıkmalıdır. Bu olmazsa ciddi bir sorundur. Sırf cinsel dürtü ile olan bedensel ilişkide psikolojik yönden sıkıntı vardır. Dürtülerini durduramama hali de bir hastalıktır. her iki durumda da hastalıktan bahsedilebilir.

    Bir insan, bir şeyin anlamını beyninde değiştirirse davranış da tümden değişir. Erkekler genelde aldatmayı bir başarı, skor olarak görür ve sayının fazlalığı övünç kaynağıdır. Toplum içinde, dolaylı olarak erkeklerin birbirini onaylaması da ayrı bir sorundur. övgü kaynağı sayılan bu skor, sanıldığı gibi iyiye işaret değildir. Dengesiz, duygusuz ve tutarsız birliktelikler çok net kişilik bozukluğu belirtisidir.

    Evlilik canlı bir varlık gibidir. Hep bakım ve ilgiye ihtiyaç vardır. Evlilik, emek isteyen birlikteliktir. Evliliğe verilen anlam, o ilişkideki davranışı da etkiler. Evliliğini bitirmek, öldürmek isteyenlerin aldatmadan çekinmediği de görülmüştür.

    Peki insan niye aldatır?

    Bazıları heyecan yaşamak için yapar. Genelde evliliğini yenilemeyen çiftlerde görülür. Paylaşmanın azaldığı ilişkiler bireyi dışarıya yönlendirir. Evde kendini dinlemeyen ve aşağılayan eş, dışarıda kendini dinleyen bulup aynı zamanda anlaşıldığını düşündüğünde adım adım sadakatsizliğe doğru gider. Kadın veya erkek olsun, kendini o ilişkide değersiz hissedenler yani duygusal açlık içinde olanlar, eğer bilinçli değillerse bu hatalara kolay düşmektedir. Özgüven sorunu yaşayanlar da, kendini ispat için bu yolu tercih edebilir. Tamamlanmamış ego kişiye sıkıntı yaşatır.

    Çoğu erkeklerin birbirine kaç kadınla birlikte olduğu konusunda hava atma sebebi, aslında kendinin önemli ve değerli olduğunu vurgulamak amacıyladır. Yani konu cinsellikten çok değerli ve özel olmakla yakından alakalıdır. Maalesef ruhsal hastalığa ve aile yıkımlarına sebep olan bu ‘değerli olma yöntemi’ baştan sona arızalıdır.

    Evliliğinde ne yaşarsa yaşasın, aldatmayı kendine yakıştırmayan ve ilişkisine bu lekeyi sürmek istemeyenleri takdir etmek gerekir. Çünkü gerçekten herkesin harcı değildir. Aldatma, kişinin kendi doğruluğu ve kendi psikolojisiyle ilgili bir durumdur. Bir evlilikte o ilişki boşanmaya doğru gitse bile, aldatmayı tercih etmeyenler, sadece dürüst insanlardır. Dürüst bir insanı, kendi ilişkisine aldatma yaşatmadığıyla çok net fark edersiniz.

    Aile Danışmanı Ayşegül Keskin

    www.aysegulkeskin.com

    Devamını Oku
  • Evlilik Ve Dış Etkiler

    Evet, bir evlilik dış müdahalelerden etkilenir ancak, sağlıklı bir evlilikte bu etki karı koca arasını bozmaz. Veya ilişki sağlamsa, o karı koca dışardan gelen etkiyle kolay başeder. Bir Evliliğin dışarıdan etkilenme derecesi, karı koca arasında varolan bağa göre değişir. Bir imza ile, alınan eşyalarla karı koca olunmadığı ve bunlarla evliliğin yürümediği artık günümüzde fazlasıyla ispatlı..
    Aldatma veya arkadaş- akraba, kayınvalide-kayınpeder sorunlarının altında çiftin evliliklerin sağlamlığı veya pamuk ipliğine bağlı olması gerçeği vardır. Bir evlilik Sanıldığı gibi bir başkası tarafından kötü gitmez veya yıkılmaz. Ancak yıkılmış, bozulmuş, belki de hiç kurtulamamış bir ilişkiye- evliliğe başkası etki eder.
    Bu gerçeği kabullenmek istemeyen çiftler hep 3. Kişiyi suçlu ilan ederler. Ancak gerçek suçlu yanlış yapılan evlilikler veya çiftin oturmamış, sorunlu ilişkisidir. Yani çiftin kendisidir. Öncelikle burada yapılması gerekli olan şey, çiftin kendi ilişkisinin kalitesine, sağlamlığına bakmasıdır. Zaman içinde her ilişki testten geçer. Ancak bir sorun yaşandığında, burada sorgulanması gereken dış etken değil, o dış etkenden kolay yara alan çiftin ilişkisidir. Maalesef yapılan en büyük yanlış, karı koca arasındaki ilişki kalitesine değil, dış etkenlere odaklanmaktan kaynaklanır. Ve yanlışlar da, başka yanlışı getirir.

    Evlilik öncesi danışmanlık almak, sonrasındaki süreç için çok önemlidir. Ortak değerler, ortak hayat görüşü, eşlerin ruhsal ve zihinsel uygunluğu, eğitim seviyesi ve aile yaşantısı yönünden benzer ve denk olması, kurulacak evlilik açısından çok önemlidir. Bireyin öncelikle kendi farkındalığı evlilikte yapacağı hataları görmesini sağlar. Çünkü bizler insanız ve eksiğiz. Bir defa bunu kabul etmek gerek..

    Eş adayları sevgi, ilgi ve güven ararken, karşı tarafın da aynı beklentide olduğunu bilmesi gerek. "Mutlu olur muyum" sorusundan önce "mutlu edebilir miyim" sorusu sorulmalıdır.
    Sevgi ve ilgi beklentisini, iletişim dili olarak kavga ve kırıcılıkla yansıtmayı alışkanlık yapmış bireyler, kendilerini, karşısındakini ve beraberliklerini de ciddi yaralar. Bu sebeple danışmanlıklarda öncelikle kendi farkındalığını kazanmak ve bireysel olgunluğunun derecesini anlamak esastır. Sorunun çözümü yerine haklı çıkmak veya suçlu ilan etmek, genelde kendini tanımayan ve olgunlaşmamış bireylerin halidir. Kendi farkındalığını kazanmak ve sağlıklı iletişim sağlamak için, yahut sonunda boşanma bile olsa bunu sağlıklı başarabilmek için artık bir uzmandan alınan danışmanlık şarttır. Aksi takdirde yastık değişir ama kader değişmez.

    Aile danışmanı

    www.aysegulkeskin.com

    Devamını Oku
  • Kadınlar Çalışmalı mı?

    Şunu baştan belirtelim ki; çocukları ve eviyle ilgilenen, onlara değer veren, zamanını paylaşan erkeklerin eşleri kendi içlerindearayış içine girmez. Duygusal değersizlik çoğu sorunun başlangıcıdır. Çünkü bir kadın için çalışmayı istemek, ya evdeki maddi sıkıntı içindir veya evdeki güvensiz ilişki yüzündendir. Değer bulmadığı ve maddi/manevi emniyetsiz bir ortam kadını çalışmaya sürükler. Erkekler, özellikle de kendini gelenekçi/dindar diye tanımlayanlar gelenekleri, ayet ve hadisleri kullanıp kadınları baskılamayı kolay yol olarak seçmişlerdir. Böylece eşe ve aileye emek etmeye gerek kalmadan, şahsi istediklerini kadınlara kolayca yaptırırlar. Sorumluluktan kaçan erkeklerde kadına bu tür baskılar daha çoktur. Çünkü kendi içlerinde hissettikleri değersizliklerini eşine yansıtmak için canı istediğinde evde kavga çıkarıp huzur bozma özgürlüğünü bu kanalla da garantilerler. Özellikle kadının da yaşadığı kültüre dair belli bilinç alt yapısı yoksa bu oyuna kolay gelir. Peygamber Efendimizin eşleri aktif ve meslek sahibi olan kişilikli, hakkını arayan, gerektiğinde tartışan ve araştıran kadınlardı. Peygamber olmasına rağmen eş konumunda itirazları da vardır. Kendi içsel iniş çıkışları sebebiyle kadının itirazını farklı yorumlayan, kendi egosunu tatmin etmek için farklı fikre tahammül edemeyen, bu farklılığı aile huzursuzluğuna veya eşinin kötü olduğuna bağlayan erkekler oldukça fazladır. Yine bu farklılığı gurur yapıp eşine kafayı takan, uğraşan erkek de çoktur.

    Burada önemli olan kadına çalışmak, üretmek adına kaliteli imkan ve ortamlar sunmaktır. Kadıni evde yok saymak yahut eve hapsetmek çözüm değil, aksine sosyolojik ve psikolojik ciddi bir sorundur. Bir mekana bağımlı yaşamak, insan fıtratına da aykırıdır. Erkeklerin diğer bir oyunu da kadının kadınlığına değil anneliğine odaklanmasını sağlamaktır. Anneliği öne çıkararak kadını cepte tutmak niyetiyle kendine olan güvenini zedelemek erkeğin işine gelir. Aslında kadın mutlu ve huzurlu olursa aynı ölçüde iyi, kaliteli, özverili bir anne de olacaktır. Bunun için de eşiyle uyumlu bir ilişkiye, evde değer görmeye ihtiyacı vardır. Aile içi sorunlarının erkek ve kadın cephesinde bir çok basamakları vardır. Her ne kadar bu yazıda genelleme üzerinden gitsek de, bu konu detay ele alınmalıdır. Ancak Kadının mutlu ve huzurlu olmasından ürken, aslında kendiyle sorunu olan erkeklerdir ve evde bir bahaneyle sürekli sorun çıkarıp eşine değer vermekten kasten kaçınırlar. Ve çoğu da dışarıda harika bir insanı oynarken, evde eşine kafayı takıp huzur vermemeye adeta yemin etmiş gibidir. Halk arasında da bunlara "el iyisi" denir.
    Erkek olmak doğuştandır, belki toplumsal kolaylıkları da vardır ama "adam"lık erkek olmaktan farklıdır. Adamlık, sorumluluk duygusu ve bilinci, değer sahibi olmaya bağlıdır. Çoğu kadının evliliğini sürdürme sebebi eşinin ''adam'' oluşuyla ilgili değil, sadece mecburiyettendir. Her kadın, bir "adama" denk gelecek kadar şanslı olmadığı için, kadınların meslek sahibi olup çalışması ve ayakları üstünde durması, gerekirse kadın olarak "adam" gibi yaşaması artık şarttır. Çünkü adamlık cinsiyetle değil, haysiyetle olur.

    Devamını Oku
  • Al Gülüm, Ver Gülüm

    İkili ilişki sorunlarına baktığımızda çiftler, karşı taraftan beklentide olduğu ‘’değer bulma’’ konusunda şikayetlerini dile getiriyorlar.

    Verdiğim değerin karşılığını alamadım ifadesi, şikayetlerin temelinde boy gösteriyor. Değerli olma, bir ilişkide kişinin kendini koyduğu yeri mi belirliyor, yoksa karşı tarafın bakış açısını mı? Değerli olup olmadığını bireyler nasıl anlıyor veya nasıl anlamalı? Bu soyut kavramın gerçekliği neye ve kime göre ölçülmelidir?

    Öncelikle bireyin değerli olma anlayışında neler var onu bilmek gerek. Yani kişi için değerli olmanın karşılığında neler var?

    Bu maddi mi, yoksa daha çok manevi bir beklenti temeli üzerine mi oturuyor?

    Kişinin değer bulduğunda zamanla karşı tarafı değersizleştirdiği doğru mudur? Yani bu iyi niyet hep suistimal mi edilir?

    Bu konuda, kişilerin sevgiyi alma ve verme, yani özveride bulunma alışkanlıklarına göre bu durum değişir. Bireyler talepte bulunmadan yahut ihtiyaç yokken karşıya sunulan gönüllü tüm yardım ve imkanlar, ilgi ve alakalar farkında olmadan onun görevi gibi algılanma ihtimalini taşır. Bireylerin kendi güzel yanlarını sunması aslında paylaşımda istenendir ancak bunun daima asli görev sayılması ve zaman içinde bunu gönüllü sunan kişiye değersizlik hissi verecek dereceye ulaşması da görülebilir.

    Sürekli ilgi gösteren, hizmetini sunan, değerli hissettiren, sorunlarını dinleyen, hayatını kolaylaştıran taraf olmak ve bir süre sonra bu konularda aksaklık yaşandığında da, hazırda ve cepte olan taraf olmak zor gerçekten. Kişilerin en zor ve sıkıntılı zamanlarında bir ilişkiye başlayanlarda, gönüllü ilgi alaka sunan tarafın çok verici olduğunu, böyle başlayan ilişki veya evliliklerde bir süre sonra eşin bu görevden sıkıldığını gözlemliyoruz.

    İş veya eş birlikteliklerinde önemli olan adaletli, sorumluluğu olan paylaşımlardır. Mümkünse mecburiyetler olmadan, insanın kendisi için yapmak isteyeceği, kendini rahat ifade edebileceği, ilişkide kendi varlığını da hissedebileceği bir diyalog ve evlilik alanına girmesi gerek. Aksi takdirde en başta iyi niyetle de olsa ifade edilmeyen beklentiler evlilik sonrasında ciddi soruna dönüşecektir.

    Zorlayan süreçler, aslında insanın kendini saklayamadığı zamanlardır. Sadece iyi bir gözlemcilik gerekir, önyargısız ve objektif.. Fakat bu dönemde her şeyi yanlış anlayan veya her şeyi iyiye yoran, dengede zorlanan bir ilişki düzen geliştiği için, hızlı bağlanma veya hızlı kopmalar dikkat çeker. Beklentiler veya birine destek olmanın verdiği değerli olma hissi, kişini gözlerine perde olabilir. İnsanın savrulduğu zor günler, onu her ne kadar kolu kanadı kırık, savunmasız yapsa da, aslında bir çok hali o ilişkiyi nasıl yaşamak istediğini de belli eder. Sitemi, hüznü, gayreti, ümidi, konuştukları, ilgisi, bahaneleri, öfkesi yani tüm paylaştıkları..

    Evliliğe giden süreçte ne zamanlar arayıp sorduğu ve ne zamanlar unuttuğu, neyi dinleyip neyi es geçtiği, en çok nelerden bahsettiği, yahut hangi zamanlar sessiz kaldığı gibi birçok belirtiler aslında kişinin kendi önceliklerinin tiyosudur.

    Evlilik yoluna girerken zorlayıcı dışsal ve içsel etkilerden uzak kalmakta fayda vardır. Aksi takdirde evlilik sonrası değişen şartlar daha ağır olabilir, beklentiler de hayal kırıklığına dönebilir. Kendi için taraflı, iyi temennilerle ve hesapsız kitapsız girişilen tüm işler, anlık heyecan ve acele ile verilmiş kararlar, hayatınızın yıkımı olabilir. Evlilik öncesi mutlaka bir danışmanlık hizmeti alıp o anki haleti ruhiyenizin ne kadar sağlıklı yol aldığını fark edebilirsiniz.

    Sonrasında büyük pişmanlıklar yaşamamak adına evlilik öncesinde, evlilikte yaşanan sorunlarda, boşanma kararı alırken de mutlaka danışmanlık hizmeti almak, bu konuyu işin ehli ile paylaşmak öncelik olmalı..

    İnsanın yaşı kaç olursa olsun, hayat her daim bir tecrübedir. İstişaresiz, kendi başına atılan adımlarda, bazan da ‘’bir musibet bin nasihatten iyidir’’ sözüne talim edilebilir. Hayat tecrübelerinizi en az zararla edinmeniz dileğiyle..

    Devamını Oku
  • ilişkilerde Duygusal Doyum

    Yaş kaç olursa olsun, insanların bir ömür özel olma, sevdiklerinden değer görme ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç talepleri, kişiye göre farklılıklar gösterse de ilişkilerde temel sorunlar arasında yer alır.

    Değerli olma ihtiyacının belirtisi bazen kıskançlık, bazen inat, bazen da öfke olarak karşıya yansıyabilir. O anki değişken ruh hali tepkiyi de şekillendirir. Aslında istenen şey, bu ihtiyacı açıkça belli etmek ve düzgün ifadelerle aktarabilmektir. Ancak bunun bir zayıflık olduğu ve talep edilen değil de hazır bulunan, her durumda gönüllü verilmesi gereken mecburi bir şey olduğu zannedildiği için ifade edilmekten çok, tepki ve tavır olarak karşı tarafa yansıtılır. Sonucunda da yanlış anlaşılmalar, kırgınlık ve kızgınlar oluşur.

    Yetişkin bireylerin kendi duygusal ihtiyaçlarını da anlaması, farkındalıkla birlikte bu beklentilerini ifade edip almayı da bilmesi gerekiyor.

    Kızgınlık, kıskançlık, küsme, öfke, baskı uygulama veya suçlama yöntemi ile insanları kendine mecbur etme, bu yöntemlerle ilişkilerde kendini öncelik yapma şekli çocukluk savunma mekanizmalarındandır. Yani karşı tarafın öncelik sırasında olma sebebiniz ‘’sorun çıkmasın’’ diye ise, orada bir sorun vardır ve aslında öncelik olma isteğini baskı ile buluşmuştur.

    Korkutarak veya huzur bozarak öncelik sırasında yer alıp ilgi ve alaka görmek, bu tavırlarla önemli olmak istemek sorunlu bir davranış olduğu gibi ikili ilişki için de sun’i ve güven sarsan bir diyalog şeklidir.

    Yetişkin olmak aynı zamanda konuşabilmek, kendi duygu durumunu ve beklentilerini fark ederek bunu ifade edebilmek ve sorunları çözme yeteneğine sahip olmaktır. Kendini fark edemeyenler karşının istek ve beklentilerini de doğru tespit edemezler.

    Özellikle ikili ilişkilerde küsme, surat asma, öfke patlamaları, kıskançlık ve baskılama gibi davranışlar, kişinin kendine olan güvensizliği ile birlikte ilişkinin gidişatını kontrolde tutma isteğinin de bir dışa vurumudur. İlişkilerde kontrolde tutma arzusu o ilişkiyi yay gibi gerer. Kontrolde tutmak istendikçe güven sarsan üzücü olaylar da artar. İlişkiyi koruma veya kaliteli hale getirme yöntemi kontrolde tutmaktan ziyade o ilişkiyi bakımlı tutma halidir. Yani sevdiğini, beğendiğini, değer verdiğini, o diyalogun önemini belli etmektir.

    Yakın ilişkilerde söylemeden anlaşılma isteği yaygındır. Ve kişi ’’ben belli ettim ama anlamıyor’’ yorumuyla şikayetini dile getirir. Kişiler beklentilerini veya sitemlerini kendine göre ima ettikleri için anlaşılamayabilirler. Anlaşılmadıklarında da karşı tarafın bunu kasten yaptığı düşüncesine kapılabilirler. Bu düşünce hakim olunca ön yargı dediğimiz iletişimi bozan olumsuz düşünce kalıbı insanın karşısına dikilir ve özellikle yakın ikili ilişkilerde, evliliklerde sürtüşmeye sebep olur.

    Alınganlık ve yanlış anlamalar ile beraber seyreden küsme ve kızmalar, zaman içinde ikili çatışmalara döner. Alınganlıkla beraber seyreden haklı çıkma çabası, iş ve eş ilişkilerinde ciddi krize neden olur. Çünkü bu yaklaşım, bir tarafı karalama ve yok sayma girişimi olduğu için yıkıcıdır. Susan taraf haksızlığını kabul eden değil, çoğunlukla içinde biriktirip bilenen, biriktiren taraftır ve ilişki için iyi değildir. Böyle durumlarda ani patlamalar ve büyük tepkiler ortaya çıkar.

    Konuşabilmek her zaman iyi bir yöntemdir. Ancak dediğini yaptırmak amaçlı, tek taraflı, esnek olmayan tüm konuşma ve yaklaşımlar konuşulsa da çözüm olmaz. Çünkü ortada bir kişinin istediği vardır ve dayatılan odur. Gerçekten çözüm isteyenler için yöntem; dinlemek ve farklı fikri anlamak, beraber orta yolu bulmak ve uzlaşmaktır. Aksi takdirde zıtlaşmalarla yaşanan patinajlar devam eder.

    Hangi şartlarda olursa olsun, hayatın her alanında sorunlar çıkacaktır. Sorunlara odaklanıp kaybolmaktan ziyade, sorunu tespit edip çözüm odaklı düşünmek duygusal yıpranmaları en aza indiren yöntemdir. İlgi ve alaka görmek, sevdiğiniz insanların yanında sevildiğinizden emin olmak tabi ki bir ihtiyaçtır. Ancak bunu çocukça huysuzluklar yaparak, baskı oluşturarak ifade etmek huzur bozmaktan öteye bir şey sağlamaz. İlişkilerde haklı olmak değil mutlu olmak öncelik olmalıdır. Çünkü içinde güven barındırmayan bir ilişki, ilgi ve alaka görse de samimiyetten uzak, sahtedir.

    Devamını Oku
  • uzun evliliklerden kısa birlikteliğe

    Evlilikleri kurmak iyi güzel de asıl mesele yürütmekte…

    Malum o eski Türk filmlerinde her türlü engel, sıkıntı, oyunlara rağmen çiftler kavuşur ve nihayet evlenirler. Mutlu sona varılır ve film biter. Ama o mutlu son diye bilinen evlilikler aslında başlangıçtır. Meselenin büyüğü bundan sonrasındadır.

    İlginçtir ki; bugünün gençleri de ne yapıp edip görüştüğü kişiyi nikah masasına oturtma çabasındadır. Karşısındakini anlamaktan ziyade etkileyici ve ikna edici görünmek, tanımaktan ziyade hep nikaha sebebiyet verecek eylemde olmak…

    Bilmem kaç yıllık iyi giden, süregelen görüşme ve birlikteliğe rağmen nikahtan kısa bir süre sonra hiç gitmeyen, biten evlilikler…

    Acaba evlilik sonrasında çiftler arasındaki uyumu ne bozuyor?

    • Evlilikle ilgili bilgi eksiklikleri mi?
    • Eş olmanın anlamını bilememek mi?
    • Eş olmaktan anlaşılanın farklı olması mı?
    • Elde etmenin rehaveti mi?
    • Hedefe ulaşmanın boşluğu mu?
    • Ayrı hayatlardayken farkında olunamayan sorumluluklar mı?
    • Birlikte yaşamanın getirdiği ve gerektirdiği özverinin ağır gelmesi mi?
    • Zaman içinde iletişimin kopması mı?

    Belki de bunların hepsidir. Fakat önemli olan insanın birey olarak şahsi sorumluluklarını yerine getirmesi ve ayakta durabilme kabiliyetini kazanmasıdır. Kolaycı ve birinin yardımıyla hayatını sürdürme alışkanlığı, kişileri dürüstlük ve kendiliklerinden uzaklaştıran etkenlerdendir. Evlilikleri olumsuz etkileyen özelliklerden biri de, eşlerin şartlı sevgi alma ve verme alışkanlıklarıdır. Bu da büyütülme şekliyle alakalı ve aile kökenli sorunlardandır. Ayrıca sorunlara bakış açısı ve sorun çözme becerisi de bireylere geçen yine aile kökenli aktarımlardır.

    sorunlara bakış açısı ve sorun çözme yaklaşımlarında çiftlerin haklı çıkma çabası, bununla birlikte suçlu arama gayreti, beraberinde eşi değiştirme ve yönetme uğraşları baskı oluşturduğu için ikili ilişkilerde karşılıklı uyumu bozar ve birlikteliğe ciddi zarar verir.

    Evlilik düşünülürken öncelikle kişinin kimlik oluşumunda büyük payı olan ailelerin de uyumuna dikkat etmek gerekir. Ev içinde anne etkili aile ile baba baskın bir aile çocuklarının birlikteliğinde geçim ve uyum çatışması olma olasılığı yüksektir. Çünkü bireyler eş olma kavramını, evlilik ve eş ile ilgili beklentilerini ( ifadelerde yer almasa dahi ) farkında olmadan ilk kendi ailelerinden modelleyerek öğrenirler.

    Birey olmayı öğrenmeden eş olmanın, eş olmayı öğrenmeden de anne-baba olmanın kolayca yaşandığı günümüzde maddi ve manevi, psikolojik ve sosyolojik çok yönlü toplumsal hırpalanmalar her gün katlanarak artmaktadır.

    Sağlıklı bir toplum için, gençlerin aralarında konuşacağı evlilikle ilgili geleneksel gözlemler yapıcılıktan çok yıkıcıdır. Bu konularda ciddi bilgilendirmelerin yer alacağı kurslar, okullar ve mesleki çalışmaların, evlilik-aile danışmanlıklarının arttırılması artık kaçınılmazdır.

    www.aysegul-keskin.com

    Devamını Oku
  • Evlilikte Ehliyet Sahipliği

    İnsan aslında evlilik öncesinde 'evlilik nedir' ve 'ne anlama geliyor' sorunu kendine yöneltip cevabını da net verebilmelidir.

    Yaşadığı sıkıntılardan kurtulma yolu, bir yenilik arayışı ve aradığı değeri bulma çabası olarak yapılan evliliklerde hayal kırıklığı ihtimali yüksek..Kendi içinde sağlam temellere oturtulamamış evlilik yaklaşımı, çiftler için imza sonrasında da oturtulamıyor.

    Kişinin birey olarak sorumluluklarını yerine getirebilmesi eş olmasına da izin veren ehliyettir. Bunlar kısaca; bireyin kendi bakım ve yönetimi, sosyal ilişkileri, bu sosyal ilişkilerde çıkan sorunlara yaklaşımı, ortak çözüm bulma isteği, sorun ve stresle baş etme becerisi, iletişim tarzı, zaman kullanımı şeklinde sıralanabilir.

    Nişanlılık döneminde her ne kadar kişilerin birbirlerine tedbirli ve sınırlı yaklaşımları olsa da aslında insanlar kendilerini gizlemezler. Sadece karşıdaki eş adayı bunu ya farketmez veya fark etmek istemez. Yahut daha sonra bunun halledileceği ümidini taşır.

    Evlilik öncesinde yaşanan her sorun aslında evlilik sonrasında da yaşanma riskini taşır. Bu sorunların olması ve çözüm şekli evlilikle birlikte oluşacak ilişkinin sinyallerini de verir.

    Kişilerin anlayışlı olma adı altına yaşadıkları sorunun getirisi olarak içlerinde biriktirdikleri gerginlik, uzun vadede iki tarafı da zorlar. Olayların halledilme şekli, bir tarafın madur olduğu hissini yaşattığı sürece bu, ilişkinin çatışmaya gitmesine de ana sebep olur.

    Evlilik sorunlarına bakıldığında karşılıklı paylaşım, özel ve değerli olma, güven ve emniyet, yargılanmadan kabullenilme, onaylanma ve sevilme konuların üzerinden yaşandığını görüyoruz. Çünkü temel mesele koşulsuz sevgi ve güven..

    Evlilikler karşılıklı sorumluluk ve fedakarlıkları kaldırabilme, ortak kararlar alabilme, ortak hareket edebilme merkezleridir. Evlilik sisteminde huzur denilen şey, ancak karşılıklı olduğunda kazanılabilir.

    Bireyler evlilik öncesinde birçok umut ve beklentileriyle yol alır. Ancak karşı tarafın beklentilerini çoğunlukla fark etmezler. Bu da evlilikte sorunlara sebeptir. Çünkü karşının da beklentileri ile karşılaşılınca hesaplanmayan çatışmalar ortaya çıkar.

    Evlilikteki beklentiler, aileler, 3. Şahıslar (arkadaş ve akrabalar) ile ilişkiler, kazanılan paranın tasarrufu, ev düzeni, cinsellik, çocuk ve disiplin üzerine (evlilik öncesinde) eş adaylerınca konuşulması gerekenlerdendir.

    Kişinin kendi mutluluğu adına beklentileri yanında, karşı taraf acaba ne beklentide diye merak etmesi gerekir. Ayrıca 'ben karşı tarafın beklentilerine cevap verebilir miyim' sorusunun cevabı da evlilik adına kıymetlidir.

    Bir elektronik eşyayı alınca kullanma kılavuzu okumadan dokunulmaz. Fakat evlilik gibi çok önemli hayati ve kadersel bir akitte, paldır küldür bilinçsizce o sisteme girmekte bir behis görülmez.

    Evlilikle birlikte eşlerin birbirlerine alışma ve tanıma süreci, yaklaşık 2 yıldır. Aynı zamanda bu dönem, en çok çatışmaların da yaşanacağı dönemdir. Bu dönemde sağlıklı tepkiler sergileyebilen ve çözüm odaklı sorunları çözme becerisine sahip olan çiftler sağlam temellere oturmuş ilişki götürebilir.

    İniş çıkışlı zorlu hayatın içinde ilişkilerin de ara ara sınavlardan geçmesi normaldir. Fakat burada sonuca götüren, normalliğin farkedilmesi ve olgunlukla karşılanmasıdır.

    Özetle; Birey olmadan eş, eş olmadan da ebeveyn olmamak gerek..

    www.aysegul-keskin.com

    Devamını Oku
  • Bağımlı Kişilik Bozukluğu

    Bağımlı kişilik bozukluğu çevrede sık görülen yaygın bir kişilik bozukluğudur. Bağımlı kişilik bozukluğu tipinde kişiler bağımlılık halleriyle dikkat çekerler ve bağlandıkları kişilerin yönlendirmelerine fikirlerine çok önem verirler.

    Bağımlı kişilik bozukluklarında kendi başına karar veremedikleri ve özgüvenin düşüklüğü dikkat çeker. Bu davranışın altındaki etken, çocukluk döneminde annenin davranışlarıdır. Aşırı müdahaleci, kontrolcü annelerin çocuklarında görülen bir durumdur. Her yaşta ortaya çıkabilir ve anneye veya aileden birine aşırı bağımlılık şeklinde başlar.

    Bu kişilik bozukluğunda anne baba tutumları baskın rol oynar. Özellikle annenin kontrolcü ve baskıcı davranışları daha etkilidir. Özgüvenli veya içe dönük çocukların yetişmesinde çoğunlukla annelerin payı yüksektir.

    Annelerin çocuklarını yetiştirirken çocuklarının her davranışı eleştirmesi, sürekli kızması, müdahale ve kontrolde tutması çocukların korkak, içe kapalı ve güvensiz olmasına sebep olmaktadır. Buna bağlı olarak da çocuk anne onayı olmadan bir adım atmaktan veya karar almaktan kaçınmaya başlar. Kaçınan kişilik bozukluğuyla birlikte yol alan bu davranış tipinde kişi kendi kararlarını alamayan ve almaktan da ürken, kaçınan bir hayat tarzını benimser.

    Bağımlı kişilik bozukluğundaki belirtiler; kendi kararlarını alamamak, sorumluluklardan kaçınmak, çok kolay bağlanırlar ve bir kopuş istemezler. Bağlandıkları insandan uzak kalma durumu olursa veya terkedilme yaşarlarsa başka sıkıntı ve sorunları beraberinde nükseder. Bu tip bozuklukta bireyler mutlaka hayatlarında birine ihtiyaç duyarlar. Onları arka plana atsa da onların yerine karar verenve yöneten biri hayatlarında mutlaka olmalıdır.

    Bağımlı kişilik bozukluğunda çevrenin istediklerine hayır diyememe özellikleri vardır. Çünkü etraftan onaylanma ve kabul görme arzusu baskındır. Ciddi bir özgüven eksikliği vardır. Yalnız kalamazlar. Korkuları vardır ve hep birilerine ihtiyaç duyarlar. Ayrıca tekerdilme korkuları da baskındır. Toplumda bu kişilik boğuklu erkeklere nazaran kadınlarda 3 kat fazla görülmektedir. Sürekli terkedilecekleri endişesini yaşadıkları için kuşku ve kaygı halindedirler. Bu insanların fiziksel yahut psikolojik yönden taciz ve suistimallere maruz kalma ihtimallari yüksektir. Dikkat edilmesi gereken, tehlikeli kısım budur.

    Bağımlı kişilik bozukluğunda kişilerin uzman tedavisini önemsemeleri gerekiyor. Dışarıdan sadece birine bağımlılık gibi görünse de bir çok davranış bozukluğunu beraberinde taşıma riskleri vardır. Bu kişiler karar vermek zorunda kaldıklarında içe kapandıkları ve bunaltılar yaşadıkları görülür. Kendileri adına başkalarının karar vermesi sonucu eyleme geçerlerse başarılı oldukları da gözlemlenmiştir. Bu tip bozukluk yaşayan kişilerin sorunları kendi kapasiteleri veya becerileriyle ilgili değil, sadece olmayan güvenleriyle ilgilidir.

    Uzman desteği bu safhada şarttır. Sosyal faaliyetler, tiyatro, dernek ve yardım çalışmalarında sorumluluk alma şeklinde görevlendirmeler bireyin güvenini ve farkındalık kazanma şeklinde bağımlı kişilik bozukluğu yaşayan kişiye yapıcı destek tedavi olarak dönecektir.

    www.aysegul-keskin.com

    Devamını Oku
  • Kara Sevdam

    içime bir sevda düştü

    İçime öyle bir sevda düştü ki...

    Dilimde artık sevda sözleri, aşk şiirleri var. Her yerde aklımda, her yerde kokusu içimde..Hayali ise gözümün önünden hiç gitmiyor. Gözlerim her yerde onu arıyor.

    Ben aşkları sevdaları, çok kişiden çok kez dinledim de, böylesi güzelliği kendimin de yaşacağı aklıma bile gelmezdi. Hatta artık ümidim de yoktu. Meğer denilenler doğruymuş: Hayat gerçekten süprizlerle doluymuş!

    İlk görmede aşkı, sevdayı anlatsalar da aklım almaz, kavrayamazdım. İnsan bilmediğini nasıl anlar ve hisseder ki? Bana yabancı gelen o duyguyu yaşadığım an, işte o zaman o duyguyu iliklerime kadar sarsılarak yaşadım ve hissettim. İlk görüşte, bir bakışta vuruldum.

    Gördüğüm anda kala kaldım. Sanki bir ben bir de ''O'' vardı. Zaman mekan durmuş, bakışım donmuş ve gözlerim mıhlanıp takılı kalmıştı. Kalbim sanki yerinden fırlayacak, o muazzam güzel görüntü karşısında sanki düşüp orada can verecektim. Şaşkın halde ve zorla bir şeyler döküldü ağzımdan. Sonra da hıçkırıklar...

    Sanki bir boşluktaydım, kalbimde ise büyük bir deprem ! öyle şiddetli bir sarsıntı, öyle bir hal ki; tarifi asla yok. Ama bu olsa olsa bir hipnoz halidir.

    Telkinlerle hipnoza giren insanlar, yaşadığı sıra dışı bu tecrübeyi sadece kendisinin bildiği ve cümleler ile tarif edilemeyen şifreli hallerde olur. Bununla birlikte farklı ve çok güzel bir alanda adeta öz kendilikleriyle birleşip buluşurlar. Kişi hipnoz terapide sanki kuvvetli ve şefkatli bir etkiyle sarıp sarmalanır ve adeta sıfırlanır. Bir nevi insanın orjinal-fabrika ayarlalarına yönlendirilmesi olur. Bir şeyler biter ve beraberinde de bir şeyler başlar. Ve sonrasında her defasında hipnoz için can atılır.İşte ben de tam öyle oldum.

    Hiçbir buluşmanın bu kadar eşsiz, benzersiz olabileceğini hayal edemezdim. Aslında kalbimde bir çok maddi-manevi sevgiler hep vardı. Ama ne aklım, ne kalbim, ne de ruhum daha önce böylesini hiç tatmadı, bilmedi. Nihayet, buluşmaların en güzeli ve en özelini, çok şükür ben de yaşadım.Canım kurban olsun yoluna…

    Mekke’den önce İlk Medine’ye gittiğimizde Peygamber Efendimiz (s.a.s) selamlama için mübarek kabrine yaklaşınca (farketmesem de), asıl o zaman trans süreci başlamıştı. Her vakitte Mescid-i Nebevi'ye namaz kılmak için adımladıkça artıp derinleşen ve Mekke'ye dolu dizgin hazırlık yapan sessiz sedasız bir trans…

    Buluşmaların, kavuşmaların, bayramların en güzeli Medine-i Münevvere’de bir başka, Mekke-i Mükerreme’de ise bambaşka.

    Artık ben sevdanın ve hasretinin en güzelini içimde gezdiriyorum. Gönlümün henüz tattığı bu sevdadan habersiz geçen yıllarıma da acıyorum.''noldu bu gönlüm,noldu bu gönlüm? derd-u gamınla doldu bu gönlüm.yandı bu gönlüm,yanmada derman buldu bu gönlüm.''

    Rabbim! Bana şifalar sunduğun, terapilerin en etkili ve hakikisini yaşattığın bu duyguyla birlikte hasretini de artık benden hiç alma.Kabe-i Muazzama'nın sevgisi ve hasreti gönlümde yer etmiş bir akit, mühür olarak kendi heybeti gibi içimde de dimdik ayakta dursun, bir ömür hep varolsun.

    Rabbim tekrar tekrar görmeyi nasip eyle.

    Rabbim tekrar tekrar misafirin olmayı nasip eyle.

    Rabbim bizleri Habibin’e layık ümmet, sana layık kul eyle. Amin

    www.aysegul-keskin.com

    Devamını Oku
  • Stres Nedir

    Stres engellenme,zorlanma ve kısıtlanma durumlarında otomatik ortaya çıkan tepkilerdir.

    Genelde kaygı ile karıştırılır. Stres bir neden sonucunda ortaya çıkan tepki durumudur. Kaygı ise ortada bir sebep yokken bile kişide oluşabilir. Sürekli kaygı hali yerleşmiş bir insanda, beraberinde stresin de yer etmesi doğaldır. Stres yeme-içme, uyuma, korunma gibi temel ihtiyaçlarımız engellendiğinde daha çok ortaya çıkar.

    Stres tamamen kişinin algıları ve bu algı eşliğinde olaya yüklediği anlamla alakalıdır. Verilen tepki insanın korunma içgüdüsü olan saldır ve kaç savunmasıdır. Kişinin algılarla birlikte olayı yönetebilme becerisini kazanmak stresle başetmede en etkili yoldur.

    Stersten tamamen kurtulmak değil, stresle başetme kabiliyetini kazanmak istenilendir. Çünkü stres hayatın bütününde yaşam içinde daima olacaktır. Değişen hayat şartları değişen koşulları da beraberinde getirdiği için uyum yakalama çabası gerekir.

    Stres hayatın içinde hayata uyum sağlama gayretidir. Olumlu yanlarına değinmek gerekirse,kişinin olaylarda tecrübe edindiği süreci de temsil eder. Stresli durumlarda kazanılan tecrübe ve öğrenmeler, daha sonraki dönemler için daha kolay halledilen kazanımları oluşturur. Stres, yaşanan olaylarda hızlı hareket gerektirdiği için karar verme konusunda yardımcı unsurdur. Kişileri harekete geçirmede hız kazandırır. Optimum seviyede olduğu sürece stres kişilere olumlu yansır.

    Stres sadece olumsuzlarda değil, bazan olumlu olaylarda da insanı etkiler. Evlilik, iş terfisi gibi yeni düzen ve süreklilik arzeden değişimlerde bireyde stres oluşabilir. Çünkü bu durumlar, yeni sorumlulukları da beraberinde getirdiği için o düzeni sürdürebilme çabasının yanında geriye düşüş kaygılarını da içinde barındırır. Strese bakıldığında olaylara sebep olduğu gibi olaylar sonunda netice olarak da karşımıza çıkar.

    Hamilelik, iş veya bir yakının kaybı, uyku ve kaygı bozuklukları, hastalıklar, yeme bozuklukları, öfke sorunları, felç gibi birçok hastalıklar uzun vadede stresin sebep olduğu olaylardır. Yine bu rahatsızlıklar sonucunda da stres oluşur. Yani stres, hem sebep hem de sonuç olma özelliğini taşır.

    Stres durumunda, kişinin savunma tepkilerine girmeden olayı doğru anlayıp, analiz edip o sorunu farkındalıkla çözme ve yönetme becerisi hedeflenendir. Çünkü stres oluşturabilecek çok şey hayatın içinde daima olacaktır.

    Önemli olan kişinin kendine uygun ve uygulayabileceği etkin teknik ve yöntemlerle sıkıntılı durumu kendi lehine döndürmesidir. Ancak bu durumda yönetim becerisi ile stresle başetmede etkilidir.

    Stres, aslında buzdağının görünen kısmıdır. Strese sebep olan ve sorun-tehdit algısı veren ana konulara bakılması gerek..Hipnozterapi ve psikoterapi, stresle başetmede etkili destek çalışmalardır.

    www.aysegul-keskin.com

    Devamını Oku
  • DURU TV

    Duru TV'de yayınlanan Ailenizin danışmanı programı devam edyior...

    Devamını Okuyun...
    Evlilik Dışı İlişki

    Evlilik, eşlerin birbirini seveceği, sadık kalacağının vaadi ve akdidir.

    Evlilik dışı ilişki diye ifade edilen şey bu nikah akdinin, o sözün bozulduğu üçüncü bir kişinin devreye girmesidir. Yalnız şunu belirtmek isterim, sadakatsizlikle aldatma iç içe olmakla birlikte farklıdır.

    Sadakatsizlikte bir üçgen vardır. Üçüncü kişinin devreye girip eyleme dönmüş hali sadakatsizliktir. Aldatma ise, sadakatsizliği inkarla o durumu devam ettirmektir. Burada kasıtlı ve bilinçli bir eylem vardır. Ve bu, gerçekten kişisel ve ahlaki alt yapısı olan bir sorundur. Aldatmanın içinde kasten sadakatsizlik, yalan ve sahtekarlık vardır.

    İnsan yaradılışı itibariyle tek eşliliğe uygundur. Ancak bazı kültürler çok eşliliği onaylayabiliyor. Bazı yaşanan olaylar yine toplumsal yapı olarak mal edilmemeli, normalleştirmek için bu tür durumlar kullanılmamalıdır. Kişiye ve olaya bağlı farklılıklar olabilir. Bunlar genel kabul edilemez.

    2-4 yaş aralığında aidiyet duygusu gelişmeye başlar. Çocuklar her şey benim demeye başlar ve gittiği yerden oynadığı oyuncağa kadar sahiplik iddasında bulunur. Bunun adı aidiyet duygusudur ve ilk o dönemde oluşmaya başlar.

    ABD bir dönem serbest eşlilik uygulamaları da çıkmıştır. Yani eşler evli iken başka ilişkiler yaşama özgürlüğü koyulmuştur. Bu özgürlüğün ilişkiye iyi gelme düşüncesiyle yapılan bir çalışmadır ve sonuç doğal olarak olumsuzdur. Evlilik ilişkisini karşılıklı serbest bırakmak aidiyet duygusuna terstir. Çünkü insanlar benim evim, benim arabam, benim eşim, benim çocuğum der. İşte bu psikolojik ihtiyaçtır. Kayınvalide-kayınpeder kavgaları da aidiyet duygusundan çıkar.

    Bir erkek çok eşli olma isteğine yatkındır, içsel olumlu da bakabilir. Ancak bir erkeğin gerçek gücü, bedenen değil, iradesi ile ilgilidir. Çok eşlilik erkeğin aklına gelse de, önemli olan bunu davranışa döküp dökmemektir. İnsan ile hayvanı ayıran en temel özellik sadakat ve iradedir. Her istediğini yapma isteği hayvanlara aittir. Frontal korteks, yani ön beyin sadece insanda vardır ve bu alan kişinin mantık ve iradesiyle ilgili bölümdür.

    Aldatma fizyolojik ve psikolojik şeklinde ikiye ayrılır. Fizyolojik kısım hayvani olan dürtüdür. Psikolojik alan ise, bir erkek ve bir kadın birbirine hissettiği güçlü hormonel altyapısı da olan özel bir duygudur. Cinselliğin de sınırları ile birlikte duygu boyutu vardır. Bazı ilişkilerde ve bazı durumda bu ortaya çıkmalıdır. Bu olmazsa ciddi bir sorundur. Sırf cinsel dürtü ile olan bedensel ilişkide psikolojik yönden sıkıntı vardır. Dürtülerini durduramama hali de bir hastalıktır. her iki durumda da hastalıktan bahsedilebilir.

    Bir insan, bir şeyin anlamını beyninde değiştirirse davranış da tümden değişir. Erkekler genelde aldatmayı bir skor olarak görür ve sayının fazlalığı övünç kaynağıdır. Toplum içinde, dolaylı olarak erkeklerin birbirini onaylaması da ayrı bir sorundur. Ancak övgü kaynağı sayılan bu skor, sanıldığı gibi iyiye işaret değildir. Dengesiz, duygusuz ve tutarsız birliktelikler çok net kişilik bozukluğu belirtisidir.

    Evlilik canlı bir varlık gibidir. Hep bakım ve ilgiye ihtiyaç vardır. Evlilik,  emek isteyen birlikteliktir. Evliliğe verilen anlam, o ilişkideki davranışı da etkiler. Evliliğini bitirmek, öldürmek isteyenlerin aldatmadan çekinmediği de görülmüştür.

    Peki insan niye aldatır?

    Bazıları heyecan yaşamak için yapar. Genelde evliliğini yenilemeyen çiftlerde görülür. Paylaşmanın azaldığı ilişkiler bireyi dışarıya yönlendirir. Evde kendini dinlemeyen ve aşağılayan eş, dışarıda kendini dinleyen bulup aynı zamanda anlaşıldığını düşündüğünde adım adım sadakatsizliğe doğru gider. Kadın veya erkek olsun, kendini o ilişkide değersiz hissedenler yani duygusal açlık içinde olanlar, eğer bilinçli değillerse bu hatalara kolay düşmektedir.

    Çoğu erkeklerin birbirine kaç kadınla birlikte olduğu konusunda hava atma sebebi, aslında kendinin önemli ve değerli olduğunu vurgulamak amacıyladır. Yani konu cinsellikten çok değerli ve özel olmakla yakından alakalıdır. Maalesef ruhsal hastalığa ve aile yıkımlarına sebep olan bu ‘değerli olma yöntemi’ baştan sona arızalıdır.

    Evliliğinde ne yaşarsa yaşasın, aldatmayı kendine yakıştırmayan ve ilişkisine bu lekeyi sürmek istemeyenleri takdir etmek gerekir. Çünkü gerçekten herkesin harcı değildir. Aldatma, kişinin kendi doğruluğu ve kendi psikolojisiyle ilgili bir durumdur. Bir evlilikte o ilişki boşanmaya doğru gitse bile, aldatmayı tercih etmeyenler, sadece dürüst insanlardır. Dürüst bir insanı, kendi ilişkisine aldatma yaşatmadığıyla çok net fark edersiniz.

    Aile Danışmanı Ayşegül Keskin

    www.aysegulkeskin.com 

    Devamını Okuyun...
    Evlilik Dışı İlişki
    Evlilik Dışı İlişki

    nike sneakers nike roshe run michael kors portemonnaie nike huarache damen michael kors taschen ralph lauren schweiz nike air max thea beige nike schweiz nike air force 1 abercrombie london louboutin sneaker nike presto moncler jacken nike air huarache damen nike free run 2 canada goose schweiz air max 2016 nike cortez nike air max pandora schweiz nike sb stefan janoski max

    comprar lovegra kamagra gel cialis generico viagra pfizer kamagra gel viagra generico cialis precio cialis sin receta viagra o cialis precio viagra viagra precio viagra generico comprare viagra cialis originale super kamagra acquisto kamagra acquisto viagra cialis generico acquisto viagra viagra donne levitra prezzo levitra generico kamagra 100 mg cialis prezzo cialis 20 levitra senza ricetta Cialisgenerico acquisto cialis cialis senza ricetta

    viagra generico comprare viagra cialis originale super kamagra acquisto kamagra acquisto viagra cialis generico acquisto viagra viagra donne levitra prezzo levitra generico kamagra 100 mg cialis prezzo cialis 20 levitra senza ricetta Cialisgenerico acquisto cialis cialis senza ricetta

    nike air force pas cher ralph lauren pas cher nike air huarache pas cher hollister pas cher nike cortez pas cher polo ralph lauren pas cher nike air force 1 pas cher oakley pas cher nike huarache pas cher belstaff france nike cortez ralph lauren pas cher mbt chaussures

    timberland outlet mbt baratos nike roshe run ghd outlet hollister madrid nike outlet nike huarache joyas pandora Gafas ray ban ray ban baratas ralph lauren españa gafas oakley nike sb baratas nike free baratas boligrafos montblanc

    uggs sko louis vuitton oslo nike sko polo ralph lauren dame louis vuitton norge oakley norge parajumpers norge oakley briller polo ralph lauren salg moncler jakke ray ban solbriller canada goose norge ray ban norge woolrich jakke parajumpers salg

    levitra kaufen kamagra bestellen levitra generika cialis kaufen cialis generika viagra kaufen kamagra australia levitra australia viagra belgique viagra pas cher

    prada shoes peuterey uk mont blanc pens cheap hollister uk hollister outlet uk gucci belt uk air jordan uk parajumpers uk cheap air max 90 gucci belt vibram five fingers uk cheap mont blanc pens peuterey sale

    new balance ireland nike sb ireland nike ireland timberland australia cheap nike free run nike shox timberland boots nike shox australia oakleyaustralia cheap oakley sunglasses gucci belt gucci belt singapore

    uggs sko louis vuitton oslo nike sko louis vuitton norge oakley norge parajumpers norge oakley briller moncler jakke ray ban solbriller canada goose norge ray ban norge woolrich jakke parajumpers salg

    nike air max pas cher michael kors pas cher beats pas cher new balance belgique ugg soldes timberland belgique veste moncler air max christian louboutin pas cher moncler outlet louboutin pas cher timberland bruxelles

    nike air max pas cher michael kors pas cher beats pas cher new balance belgique ugg soldes timberland belgique veste moncler air max christian louboutin pas cher moncler outlet louboutin pas cher timberland bruxelles